Bilim Dili TÜRKÇE

Başka bir dilden Türkçe’ye çeviri yapan herkes sözlüğü açtığında, aralarında minik anlam farkları olan bir çok sözcüğün Türkçe karşılığında çoğu zaman aynı kelimeyi okur. Çünkü İngilizce, Almanca gibi diller kelimelerin zayıf ve gelişemeyen anlamlarını ezberlemeye, Türkçe ise bu anlamları bulup çıkarmaya, yani öğrenmeye dayalı güçlü ve gelişebilen bir dildir. Bu sebeple Türkçe’de anlamları sözlükteki tanımlar değil, kelimelerin cümle içindeki konumları belirler. Örneğin İngilizce-Türkçe sözlükte “sick”, “ill” ve “patient” ın karşısında hep “hasta” yazar. Bu bağlamda İngilizce’nin üç kat daha fazla sözcük içerdiği söylenirse bu doğrudur. Ancak, aradaki farkların Türkçe’de vurgulanamadığı söylenmeye kalkılırsa bu yanlış olur: “doktor falanca beyin hastası olmak”, “böbrek hastası olmak”, “Internet hastası olmak”, “filanca şarkının hastası olmak” arasındaki farkı her Türk bir çırpıda anlar. Bunun nasıl olabildiğini görmek zor değildir. Bir kalem alıp, alt alta:

3 + 5 =

12 + 5 =

38 + 5 =

yazmak, sonra da bunları toplamak yeterlidir. Hepsinde aynı “+ 5” yazdığı halde sonuçlar farklı çıkıyorsa, Türkçe’de de hepsinde aynı “hastası olmak” ifadesi geçtiği halde sonuçlar farklı olacaktır. Türkçe’nin az araç ile çok iş yapmasının sırrı matematikte yatar. 0 dan 9 a kadar 10 tane rakam, artı, eksi, çarpı, bölü dört işlem işareti ve bir ondalık ayracı virgül, yani topu, topu 15 simge ile sonsuz sayıda işlem yapılabilir. Türkçe de benzer özellikler gösterir. Türkçe matematiğe dayalı olmaktan da öte, neredeyse matematiğin dil şeklindeki halidir.

Türkçe’deki herhangi bir fiilin çekiminin ve kelimelerin nasıl çoğul yapılacağının öğrenilmiş olması, henüz varlığı bile bilinmeyen, 5 yıl sonra Türkçe’ye girecek fiillerin nasıl çekileceğinin ve 300 yıl önce unutulmuş kelimelerin çoğullarının ne olduğunun biliniyor olması demektir. Bu tıpkı birinci dereceden 2 bilinmeyenli bir denklemin nasıl çözüleceği öğrenildiğinde, sadece x = 6, y = 23 olan denklemlerin değil, aynı dereceden bütün denklemlerin nasıl çözüleceğinin öğrenilmiş olması gibidir. Oysa söz gelimi İngilizce’de “go”, ” went” olurken “do”, “did” olur. Çoğul ekleri için de durum aynıdır: “foot”, “feet” olurken “boot”, “beet” değil “boots” olur. Bunun tutarlı bir iç mantığı yoktur, tek çare böyle olduklarının bellenmesidir.

Türkçe’de ise, zayıf kelimeleri ezberlemek yerine gelişebilen güçlü dil kurallarını öğrenmek gerekir. Türkçe’de neredeyse istisna bile yoktur. Kurallar ise, bu dili icat eden Türklerin çok ileri düzey bir bilgiye sahip olduklarının bir kanıtıdır. Zira Türkçe'nin az araç ile çok iş yapmasının sırrı matematik temelli yapısında yatar.

Türkçe'nin niye bilim dili olduğunu, bilimin temeli olan matematiksel yapıyı somut bir şekilde gösterebilmek için bu noktadan sonra, matematik olarak formülleri üzerinden anlatmak yararlı olacaktır. Bunu yapmanın en kolay yolu, bilgisayar sistemlerinin de temeli olan ikili sayı sistemini kullanmak olduğundan yalnızca 0 ve 1 leri kullanmak yeterlidir. İzleyen örneklerde (1 = var) ve (0 = yok) anlamında kullanılmışlardır.

KELİME KÖKÜÇOĞUL EKİMATEMATİK İFADESİ
ev1.0
evler1.1
ler0.1

Türkçe’deki bütün kelimelerin 2 bit olduğu varsayılabilir (ileride bit sayısı artacak). Tekil olan bütün kelimeler 1.0 (kelime kökü var; çoğul eki yok), çoğul olanlar ise 1.1 dir (kelime kökü var; çoğul eki var). Bu kural hiç değişmemek bir yana, öylesine güçlüdür ki Türkçe’de başka hiç bir dilde yapılamayacak bir şey yapılıp, olmayan bir kelimenin çoğulu dahi söylenebilir (0.1). Birisi karşısındakine sadece “ler” dediğinde, alacağı tepki: “anladık ler de, neler?” türünden bir cevap olacaktır. Bir şeylerin çoğulunun söylendiği bellidir de, neyin çoğulunun kastedildiği açık değildir.

VURGULAMASIFAT KÖKÜZAYIFLATMAMATEMATİK İFADESİ
kırmızı0.1.0
kıpkırmızı1.1.0
kırmızımsı0.1.1
kıpkırmızımsı1.1.1

Türkçe’deki sıfatların anlamını kuvvetlendirmeye veya zayıflatmaya yarayan bu kural da hiç değişmez. Hatta istenirse bu kurala uyan ama hiç bir sözlükte bulunmayan, hem kuvvetlendirilmiş hem de zayıflatılmış garip sıfatlar bile türetilebilir. “Güneş doğmazdan az önce ufuk kıpkırmızımsı (kıp + kırmızı + msı; [1.1.1]) bir renk aldı” dendiğinde, herkes neyin kastedildiğini anlayacaktır. Çünkü ayaküstü türetilen bu sıfat, hiç bir sözlükte yer almaz ama, bütün Türklerin çok iyi bildiği bu güçlü Türk dilinin kurallarına uygundur.

Fiil çekimlerinde de işler farklı değildir. Burada zorunlu olarak kişi için 3, zaman için 2 bitlik gruplar kullanılacak. Çoklu bit grupları şunları ifade edecek:

n011 = ben
010 = sen
000 = o
111 = biz
110 = siz
100 = onlar
————-
00 = geniş zaman
11 = şimdiki zaman
10 = gelecek zaman
01 = geçmiş zaman

KÖKYETERLİLİKOLUMSUZZAMANHİKAYERİVAYETKİŞİMATEMATİK İFADESİ
oku( y )abildim1.1.0.01.0.0.011
oku( y )amazmışsın1.1.1.00.0.1.010
gelme( y )ecekti1.0.1.10.1.0.000
gitmedik1.0.1.01.0.0.111
şaşırabilecektiniz1.1.0.10.1.0.110
bil(i)yorlar1.0.0.11.0.0.100

Tabloda zaman ile ilgili küme 3 bit yapılıp geçmiş zaman “di’li geçmiş” ve “miş’li geçmiş” olarak ikiye ayrılabilir, soru bileşkeni için ayrı bir bit eklenebilir, emir ve şart kipleri de işin içine katılabilir ancak, sonuç değişmezdi.

Cümleleri oluşturan öğelerin (özne, nesne, yüklem, vb…) sıralaması da rastgele değildir. Türk dilindeki cümleler, şiddeti giderek artan diziler halindedir. Bütün vurgu en sonda yer alan yüklem (fiil) üzerindedir. Diğer öğelerin önemi, yükleme olan yakınlık/uzaklık konumları ile belirlenir. Yükleme yakınlaşıldıkça önem artar. Gene matematiksel olarak ele almak gerekirse, cümleyi oluşturan her bir öğenin toplam öğe sayısı kadar haneden oluşan bir matematik değere sahip olduğu varsayılabilir. “Dün Ahmet camı kırdı” cümlesi 4 öğeden oluşmaktadır; o halde her öğe 4 haneli bir değere sahip olacak, ilk öğe en düşük, son öğe ise en yüksek değeri taşıyacaktır.

CÜMLEMAT. DEĞERİ: 0001MAT. DEĞERİ: 0011MAT. DEĞERİ: 0111MAT. DEĞERİ: 1111
1DünAhmetcamıkırdı.
2DüncamıAhmetkırdı.
3Ahmetdüncamıkırdı.
4Ahmetcamıdünkırdı.
5CamıdünAhmetkırdı.
6CamıAhmetdünkırdı.

Tablodaki cümleler tek, tek ele alındıklarında:

1. cümle: Dün Ahmet bir iş yaptı ve bu camı kırmakla sonuçlandı (sakar Ahmet).

2. cümle: Dün kırılan camı başkası değil Ahmet kırdı (suçlu Ahmet!).

3. cümle: Ahmet’in dünkü işi camı kırmak oldu (Ahmet'in dün yaptığı en önemli iş camı kırmak, yaramaz Ahmet).

4. cümle: Ahmet camı herhangi bir zaman değil, dün kırdı (Ahmet başka zaman camı kırsa bu kadar kızmayacaklardı).

5. cümle: Cam düne kadar sağlamdı, kırılmasının suçlusu ise Ahmet.

6. cümle: Camı Ahmet zaten kıracaktı, bunu dün yaptı.

Cümleyi oluşturan öğeler kesinlikle aynı kalırken (cam hep ‘i-ı’ haliyle ‘camı’ olarak kaldı; fiil hep 3. tekil şahıs, di’li geçmiş zamanda çekildi, vb.) sadece yerlerinin değişmesi cümlelerin anlamlarını da değiştirdi. Her cümlede 0011, 0001’den daha fazla, 0111 bu ikisinden daha fazla, 1111 ise hepsinden daha fazla önem taşıdı. Anlamı belirleyen de zaten her bir öğenin matematik değeri oldu.

Ayrıca "mı, mi, mu, mü" gibi Türk dilinde cümle içinde kullanılan özel soru ekleri de, yine aynı kurala uygun olarak farklı yere ve sözcük ardına eklenme yoluyla, konuşma veya yazı içinde istenilen vurgu yapılabiliyor. Türk dilindeki matematik gibi kurallara sahip mantığa dayanarak, güçlü anlamlar taşıyabilmesi ile kullanılan sözcük dizimi ve soru eklerinin kullanım şekli sayesinde cümle içerisinde ne vurgulanmak isteniyorsa, o vurgulanabiliyor. Hatta aynı cümlede birden fazla vurgu bile yapılabiliyor:

1) DÜN Ahmet camı KIRDI mı? : Vurgulanan: ZAMAN + EYLEM - Dün... ne olduğu

2) DÜN camı AHMET mi kırdı? : Vurgulanan: ZAMAN + ÖZNE - Dün... kimin yaptığı

3) AHMET dün CAMI mı kırdı? : Vurgulanan: ÖZNE + NESNE - Kişinin... neyi yaptığı

4) AHMET camı DÜN mü kırdı? : Vurgulanan: ÖZNE + ZAMAN - Kişinin... ne zaman yaptığı

5) CAMI dün AHMET mi kırdı? : Vurgulanan: NESNE + ÖZNE - Neyi... kimin yaptığı

6) CAMI Ahmet DÜN mü kırdı? : Vurgulanan: NESNE + ZAMAN - Neyin... ne zaman yapıldığı


Bu sayede cümle içinde vurgunun nereye yapılacağı, soru eklerinin yerleşim yeriyle ilgili olarak aynı kelimeler kullanılsa dahi sözcük dizimine bakılarak, hangi öğenin burada vurgulanacağı seçilebiliyor. Kısaca üstte yer alan tabloda da gördüğünüz şekilde, birer matematik denklemlerine yerleştirmek gibi olan Türk dilinin kavramaya ve mantığa dayalı güçlü yapısında yer alan sözcüklerini ve özel son eklerini cümle içerisinde aktarılacak yere getirip, sözcük dizimin de vurgulamak istediğimiz yere yerleştirerek, aynı kelimelerle oluşturulan cümle de dahi istenilen öğenin anlık vurgu değişimi, tıpkı sayı dizisinde 516 ile 165 sayısının farklı değer taşıması gibi anlatılabiliyor. Sayılar matematikte güçlü anlamlar taşıyarak dizildiğinden dolayı aynı sayılar dahi kullanılsa, diziliş farkından dolayı 516 ile 165 sayı değerinin aynı olmadığı hemen anlaşıldığı gibi, kelimelerde Türk dilinde güçlü bir anlam taşıyarak dizildiğinden dolayı, aynı kelimeler kullanılarak oluşturulmuş bile birden çok farklı vurgulamalar, sözcük dizilişlerinin farkı sayesinde anlaşılıyor ve konuşma / yazışma sırasında her Türk kolayca yapabiliyor.

Kelimelerin güçsüz anlamlar taşıdığı zayıf dillerde, zaman belirtecinin (dün) yeri değiştirilerek elde edilebilecek 2 çeşitlemenin dışında diğer anlamları vermek için kip değiştirmek (edilgen kip – passive mode kullanmak) veya araya açıklayıcı başka kelimeler eklemek gerekir. Türk dilinde her kelime güçlü bir anlam taşıdığı için, her Türk bir cümlenin diğerinden farkını derhal anlar. Ancak ezbere dayalı zayıf içten büklümlü dilleri konuşan batılılar bu durumu anlayamadıklarından dolayı, matematik gibi mantığa ve kurala dayanan sondan eklemeli güçlü bir dil olan Türk dilini konuşmakta ve kelimelerin cümleye kattığı anlamı öğrenmekte zorluk yaşarlar. Bu zorluğu aşabilen ve matematikten anlayan aklı başında kişiler, Türkçe'yi öğrendikçe, ezbere dayalı büklümlü batı dillerinden çok daha gelişmiş bir dille karşı karşıya olduklarını görmektedir. Türk dilinin mantık ve matematik temelli bu güçlü yapısının zekâyı da doğrudan yükselttiği, dilin zekâya etkisi konusunda karşılaştırmalı şekilde yapılan son dil bilim çalışmalarla da ortaya çıkmaktadır;

Mantık ve matematik temelli eklemeli Türk dilinin zekâyı hızlandıran etkisi:​

Uluslar arası Çocuk Dili Araştırmaları Derneği (İnternational Association for he Study of Child Language) adlı kuruluşun Almanya’nın başkenti Berlin’de yapılan onuncu kongresinde, yapılan araştırmada Türk çocuklarının 2, en geç 3 yaşına kadar kendi dillerini dil bilgisi kurallarını da yerli yerinde kullanarak mükemmel biçimde kullandıklarını ama bu kabiliyetin Alman çocuklarında 5, Araplarda ise 13 yaşına kadar uzayabildiği görülmüştür. Üç yaşına kadar kendi dilini öğrenip, Türkçeyi işlek şekilde kullanmaya başlayan Türk çocuklarında, bu yaş grubundaki diğer milletlerin çocuklarına göre zekâ seviyesi ve kavrayış kabiliyeti olarak daha önde oldukları tespit edilmiştir. Çocuk gelişiminde ilk üç yaşın önemi, çocuğun hayatı boyunca kat edebileceği mesafenin önemli bir kısmını bu dönemde aldığı göz önünde bulundurulduğu zaman, bu durumun çok büyük bir avantaj olduğu ve Türk çocuklarının zekâ açısından, ilk yıllarda kat ettikleri mesafede en önemli faktörün dil olduğu öğrenilmiştir. Bunun sebebini de araştırmaya katılan dil bilimcilerden biri olan Gisela Klann-Delius; "Türkçe'nin şahıs ve zamanı belirleyen eklerinin düzeni tıpkı Lego gibi ve Türk dilinin işlenişi de, Lego taşlarını yan yana dizilmesine benziyor. Konuşurken sürekli kafasında bulmaca çözer gibi, değişmez bir kural içinde kelimeleri sonuna ekleyerek cümle oluşturması, Türk çocuklarının diğerlerine göre zekâsını doğuştan itibaren geliştirmeye başlamasını sağlıyor." diyerek açıklıyor. Araştırmaya katılan dil bilimcilerin ulaştığı bir diğer sonuçta; Türkçe'nin ezberlenerek değil, mantık ve anlama yoluyla öğrenilen bir dil olmasından dolayı, Türk çocuklarının günlük hayatında gerekli olan hızlı düşünce ve kavrama yeteneğinin de diğerlerine oranla daha önde olmasını sağladığı yönünde. Bundan dolayı Avrupa ülkelerinde Türklerle evli olan Avrupalı annelere, çocuğuna Türkçe öğretme ve evde Türkçe kullanmayı teşvik ediyor. Çünkü tıpkı matematik gibi kurallı bir dil olan Türkçe, şuurlu ve iyi öğrenildiği takdirde, diğer dilleri öğrenme becerisi de başta olmak üzere her konuyu daha kolay ve kısa zamanda öğrenme yeteneğini kazandırıyor. İngilizce gibi mantık geçmişini takip edemediğimiz, ezbere dayalı içten büklümlü çoğalması zayıf batı dillerine nazaran, matematiğin neredeyse dil şeklini almış kurallarıyla, geçmişinde çoktan unutulmuş olan sözcüklerinden - gelecekte ihtiyaca göre türetilebilecek kelimelerine kadar takip edebileceğimiz sağlam bir mantığa dayalı güçlü yapısıyla, zekayı arttıran bulmacalar gibi sondan eklenen kelimeleri zihinde birleştirmeye dayanan özelliği ile Türk dilimiz ve Ural - Altay Türk dil ailemiz dil bilimcilerin ilgisini çekmekte ve dünya dilleri arasında Türkçe'yi özel bir konuma yükseltmektedir.

Bilim yaşamı boyunca toplam 35 dili araştırıp, 13 yaşında Türkçe'yi öğrenen ve öğrendiği günden bu yana Türklere aşık olduğunu dile getiren, Belçikalı dil uzmanı da şu tespitleri yapmaktadır;

"Türklerin kısa cümlelerle düşündüğü, konuşma anında ise bu kısa cümleleri çeşitli yollarla birbirine bağlayarak karmaşık yapılar kurduğu görüşündeyim. Bu “cümle bağlama eğilimi” akıl almaz derecesinde güçlü oluyor. Türk dilinde ortaya çıkan dilsel yapılar, insan zihninin üstün olanaklarını en güzel şekilde yansıtıyor. Farklı dil gruplarına ait birçok dili incelediğim halde şimdiye kadar hiçbir dilde beni Türkçe’deki karmaşık cümle yapıları kadar büyüleyen bir yapıya rastlamadığımı söyleyebilirim. Biraz duygusal olmama izin verirseniz, bazen kendime “keşke Chomsky de gençliğinde Türkçe öğrenmiş olsaydı” diyorum. Eminim o zaman çağdaş dil bilim ezbere dayalı gelişemeyen İngilizce’ye göre değil, sonsuz gelişme kapasitesine sahip Türkçe’ye göre şekillenmiş olurdu…

Türkçe Hakkındaki Görüşlerim kısaca bunlar (Johan Vandewalle)

Bilimin temeli olan matematiğe, en kusursuz şekilde güçlü kurallarla uyan Türk dilinin, Bilim diline en uygun dil olduğunu gösteren yeri uçmağmekan sayın Ord. Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu'nun Türk dili üzerindeki üstün çalışmalarına ve öz Türk bilimci Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan'ın, Ural-Altay Asya Türkçesi Sözlüğü ile Şu Üretken Türkçemiz eserlerinin okumasını Türk gençlerine salık veririm. Esen kalın
 
Üst