Dünden bugüne, Araplarda sübyancılık -oğlancılık ve Psikoseksüel bozukların dinleştirilmesi

ULUTÜRK

YÖNETİCİ
Seviye
1
 
Katılım
13 May 2022
Gönderiler
44
Beğeniler
29
You must be registered for see images attach


Birkaç yıl önce Birleşik arap emirlerinde Vedad Lutah adında bir kadın, Kuran'a uygun cinsel rehber kitabı yazmış ve orada Arapların evlenmeden önce ilk s*ks deneyimlerini genç erkeklerle yaşadıklarını açıklamıştır. Bu saptama tarihsel olarakta böyledir. Yeni doğan kız çocuklarının bile ırzını koruyabilmek için, bebeklerini diri diri toprağa gömen ırzı bozuk cahil arapların çok küçük yaştaki oğlan ve kızlara arzu duayarak evlenmesi, arapların yaşadığı bu psikos*ksüel hastalıkları geleneksel bir hâle getirmişler ve daha sonrada Gılman (Bıyığı terlememiş delikanlı) – Vildan (Göğsü yeni tomurcuklanmış kız çocuğu) olarak ödül şeklinde ayetlere kadar sokmuşlar, sapık arap molla ve dürrizadeleri tarafından kamufle edilip dinleştirilerek, -fıkıh- haline getirmişlerdir.

Örneğin, İslam’ın önde gelen hadisçileri Buhari, Müslim ve Hanbeli mezhebinin kurucusu Ahmed bin Hanbel kitaplarında Peygamber’in karısı Ayşe’den ‘’Ben altı yaşındayken Allah’ı resulü benimle evlendi, dokuz yaşında iken de zifafa (gerdeğe) girdik’’ hadisini naklederler. Sübyancı sapık arap hastalarının fıkıha kattıkları bu hadis, İslam ülkelerinde neden çok fazla sübyancılık olduğunu açıklamaya yeter ki, çöl dinlerine sübyancılığı sokan sapıklar bundan manevi cesaret alır, çok rahat tecavüz ederler küçük çocuklara.

Sübyancı sapık arap zihniyetinin parçalarını birleştirmeye devam edersek;

İslâm'ın önde gelen alimlerinden ve her yazıkları fıkıh delili olarak kabul edilen Kurtubi, İbni arabi, İbni şaban, Halife Ömer'in oğlu Abdullah İbni ömer suyuti, İbni hacer askalani, İbni cerir tabari ve daha bir çocuğunda "Ömer bir gün Peygambere gelip; -Mahvoldum ya Resullah, dedi. Bunun üzerine Peygamber; -Seni böyle helak eden nedir? Diye sordu. Ömer: Dün gece eşime gidiş yolunu değiştirdim-arkadan yanaştım-Bunun üzerine şu ayet indi: -Kadınarınız sizin tarlanızdır. O hâlde tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın." -Bakara Suresi, 223 Ayet

Bu ayete dayanarak araplar arasında eşlerinin dübürlerinden (göt deliğinden) yanaşmak helâl işler dairesindedir ve bu arap sapıklığı tüm islâm ülkerine din olarak yayılmıştır. Arapçılığın hakim olduğu islam ülkelerinde, yukarıda ki ayete dayanarak eşlerinin dübürlerinden yanaşma o kadar yaygın ki, Maliki mezhebinin kurucusu Malik İbni Enes'e "Acaba eşimizle arka yoldan ilişkiye girmek uygun mudur?" diye sorduklarında, \"Daha şimdi bu işi yapıp gusül abdesti aldım" yanıtını verdiği bilgisi, İslâm'ın önde gelen alimlerinden Celalettin Suyuti'nin Eddur'il Mensur eserinin 1.cildinin 266 sayfasında kayıtlıdır.

İslâm'da neredeyse ikinci bir kuran gibi toz kondurulmayan Kütübü Sitte diye bilinen 6 sağlam hadis kitabından olan Nesai'de "Bu işin haram olduğuna dair sahih rivayet bulunmamaktadır" şeklinde kayıtlıdır. Yukarıda açıkladığım arap sübyancı geleneğine ait çok küçük yaştaki çocukların evlendirilmesi, İslâm fıkhına sokulması ve hemen üstte açıkladığım bir erkeğin eşine dübüründen -yani götten- yanaşmasının önemli delillerle helâl kabul edilmesi, arap çölünden başlayarak, arap cehaletini sorgulanamaz gerçek olarak tam anlamıyla yaşayan İslâm ülkelerinde, sübyancı arap psikos*ksüel sapıklıkların normal kabul edilir olmasını sağlamıştır ki, şimdi bu arap sapıklığının üçüncü ayağını açıklayacağız:

Kuran'ın Tur suresi 24 ayeti "Etraflarında, sedeflerinde saklı inciler gibi tertemiz gılmanlar dolaşır" diyerek, bu arap sapıklığını yasaklamak yerine, kendisine inanmak koşuluğuyla cennette gılmanı yani oğlancılığı ödül olarak sunan bir allah ortaya çıkar.

Yine aynı Kuran'ın İnsan suresi 19 ayetinde "Etraflarında Vildanlar dolaşır, onları görünce sanırsın ki, saçılmış incilerdir." ayeti de, İslâm'ı sübyancı araplara çekici göstermek için vildan yani göğsü yeni tomurcuklanmış, daha adet bile görmemiş kız çocukları ödül olarak sunmuştur. Çölde arabın gelenek hâline soktuğu oğlancı ve sübyancı arzular duyan sapık arapların cinsel sapmaları, bu sapık arapların iştahlarını kabartmış ve hep küçük yaştaki kızlar ve parlak erkek çocuklarla bu en iğrenç fiili helâl görerek işlemelerini sağlamıştır. Arapların getirdiği ahlak-ı rezillik o boyuta gelmiştir ki, İslâm tarihinde nice halifeler sadece kadın cariyelerden kurulan haremlerle yetinmemişler, parlak güzel erkek çocuklardan kurulu haremleri de saraylarından eksik etmemişlerdir.

Buradaki Gılman ve Vildan'ı, sanki cennet pis yahut pisletilebilen bir yermiş gibi utanmadan hizmetçi çocuklar olarak çevirip takiyye eden, islamcı sayfalar mevcuttur. Bu sayfalar, Şura suresi 22 ayette, "cennette nefsin çektiği her şey vardır" şeklindeki rablerinin cennet vaadini ve Enbiya suresi 102 ayette Cehennemin uğultusunu bile duymayacaklar diye bir garanti verilmek üzere, "canlarının istediği her şeyin" cennete girenlere temelli verileceği garantisi verdiğini bildiği hâlde, kelime anlamı bıyığı yeni terlemiş oğlan demek olan ve oğlancılığı anlatan Gılman ile göğsü yeni tomurcuklanmış kız demek olan ve süpyancılığı anlatan Vildan'ı, allah'ın kuranda vereceği(ni söylediği) "cinsel bir ödül" olmaktan uzaklaştırıp, bu gılman ve vildan'ı cinsellikten uzak bir hizmetçi olarak tanıtmak, islamcı sayfaların Türkleri dinden uzaklaştırmamak için yaptığı birer namussuzluktur. Yetişkin kızları veya meşrebine göre yetişkin erkekleri arzulayan, cennetlik kişilerin arzusuna göre verilecek olan yetişkin kız ve erkek seks hizmetçisini karşılayan kelime HURİ'dir. Vildan ve Gılman ise, oğlancı ve süpyancı arzuları olan yani küçük kız ve oğlanları arzulayan kişilere, kuranda verileceği(ni bana göre psikos*ksüel sapmalar yaşayan araplar kendisi ekledi) söylediğini, Nebe suresi 33 ayette'de görebilirsiniz. Bir Türk olarak, kendisine ibadet karşılığı böyle bir ödül sunan allah kavramı bana uygun değildir. Zira makalemin başında da saydığım, arapların yaşadığı psikos*ksüel bozukların gelenekleştirmeleri ve yeni doğan kızların diri diri toprağa gömecek kadar sapmış oldukları bir ortamda, Kurandaki allah'ın yapması gereken şey, bunun yani oğlancılığın ve süpyancılığın bir sapıklık olduğunu bildirmesidir. Fakat bunun yerine Kuran, oğlancılığı Gılman olarak, sübyancılığı Vildan olarak kendisine ibadet karşılığı ödül şeklinde sunmuş ve cahil / sapık arapların psikos*ksüel bozukluklarından yararlanmış bir görüntü çizmektedir. Cennette gılman ile vildan yani yaşı küçük kız ile oğlanları arzulayan araplar ve arapçılar, yer yüzünde de bu sapıklıkları dinlerine uygun olarak gördükleri için, halifeler sadece kadınlardan kurulu haremlerle yetinmiyor, oğlanlarıdanda harem kuruyor. 2 yaşına girmemiş, daha süt içme istiyacı olan kızları yani vildanları, eş olarak alıyorlar. Yetişkin olan eşim, diğer eşimi emzirirse hangisi bana "boş olur" diye fetva istiyorlar. Hiçbiri de çıkıp demiyor ki, yahu sen ne yapıyorsun, bebekten karı olur mu? cinsi sapıksın bir de çıkmış bunu dine mi soruyorsun demiyor. Çünkü hem arap gelenekleri hemde kurandaki vildan ve gılman konusu bu şekilde anlaşılıyor. Lakin elbetteki benim gibi her Türk, böyle bir davranışı, Yaratıcıya yakıştıramamaktadır. Çünkü Yeni doğan kız çocukların ırzlarını korumak için, diri diri kuma gömdükleri bir ortamda, Kız çocuklarına yapılan sübyancılığı yasaklamak yerine, Ödül olarak göğsü yeni tomurcuklanmış kızlar vaad etmesi ve bu sübyancılığa kuranla dinsel bir boyut katması Türklerin inandığı Tanrı anlayışına sığmıyor. Fakat diğer bozulmuş dediğimiz hıristiyanlık-yahudilik gibi bir çöl dini olan ve arap vicdanından çıkıp, çarpık arap kültürüne hitap eden İslâm'ı, kendi çıkardıkları gibi yaşayan araplar, ağzı dualı ak-itler sayesinde Türk yurduna mülteci olarak gelip, Gaziantep'te yedi yaşında bir Türk çocuğuna tecavüz etmeye kalkması, kara köpeklerin patilerini keserek şeytanları cezalandırması, Ensar vakfında erkek çocuklara ağzı dualı cinsi sapıklar tarafından yapılan tecavüzler, İslâm'ı Türklerin inandığı şekilde değil, arabın yaşadığı İslâm şeklini Türk yurdunda göstererek, Türk'ün İslâm inancına karşı bir travma yaşatmıştır ki, 11 yıl mısırda kalarak bu travmayı yaşamış olan Mehmet Akif Ersoy "11 yıl mısırda kaldım, 11 dakika daha kalsam çıldıracaktım. Vallahi İslâm'da Türklerde, İnsalıkta Türklerde." diyerek çölde yaşadığı bu gerçek arap İslâm'ının travmasını dile getirmiştir. Bu yüzden bu sapkınlıklar, Muhammed'den 120 yıl sonra emevi-abbasi devrinde yazılan kurana, psikos*ksüel sapmaları olan araplar tarafından sonradan eklenmiş kısımlar olması kuşkusunu Türk'e verir. Çünkü tevratı-zeburu ve incili bozan araplar, Kuran'ı bozduktan sonra da, kuranın bozulduğu anlaşılmasın ve kuranın değiştirilmiş olabileceği konusu sorgulanmasın diye, Kuran değiştirilmedi – korudu gibi ayetler eklemiş olmalıdırlar. Zira Türkler nasıl kuranı değiştirilemez olarak görüyorsa, hıristiyan ve yahudilerde kendi kitaplarını o şekilde görüyor. Fakat diğer çöl kitaplarının değiştirildiğine inanan Türkler, Kuran'ı içende ne yazdığına arap idrakiyle bakmadan, Türk vicdanıyla samimiyetle inanıp, Muhammed\'in ölümünden sonra bütün kuran nüshaları halife Osman tarafından toplanıp kuranın yakıldığını, Muhammed'den 120 yıl sonra emevi/abbasiler tarafından yeniden yazıldığı bilmeden kuranın bozulmadığına inanmaya kendilerini zorlamaktadır. İncil ve tevratı'da İslâm'a göre Tanrı indirdi ama onların bozulduğu ortada, fakat hıristiyan ve yahudilerde, Tanrı sözü değiştirilemez diyor. Bunu düşünerek araştırma yaptığımızda, kuranın geldiği ve gerçek kabenin bulunduğu Bekke > bakka > petra konusuna ulaşırız. Ayet ve hadislerde anlatılan olaylar, yerler ve tarifler ile Muhammed'in Medine'ye hicretinden sonra Medine'den Mekke'ye (Bakka'ya) geri dönerken, gün gün yaptığı savaşların tutanakları, bir harita üzerine konularak incelendiğinde Kuranın ve kabenin başına neler geldiğini, diğer çöl dinlerinden farklı olarak TEK TANRI inancıyla yola çıkan İslâm'ın nasıl, araplar tarafından değiştirildiğini görebilirsiniz. Şimdi cahil ve sapık arapların sünnetleştirerek yaşamış ve hadis uydurup, kuranı değiştirerekte dinleştirmiş olduğu psikos*ksüel sapmalarını anlamaya geri dönelim;

Arap dili çok zengin bir eşcinsel sözcük dağarcığına sahiptir, bunun içinde erkek fahişeleri anlatmak için kullanılan onlarca sözcük vardır.

Ka’i Ka’us ibn İskender’in 1082 yılında en büyük oğluna bıraktığı "Prensler İçin Ayna" adlı hayat kılavuzunda şunlar yazar: "kadın ya da genç erkek olsun, eğilimlerini bir cinsle sınırlama.... her ikisinden de zevk al." Oğluna bir diğer tavsiyesi ise; vaktini yazın erkeklerle kışın ise kadınlarla geçirmesiydi. Bu kılavuz ince düşünülmüş ve uygar bir metindir ve belki de başka hiçbir şey erkek biseksüelliğinin ne kadar sıradan ve makul görüldüğünü bize böylesine güçlü ve yalın bir dille anlatamaz. Pek çok yazar biseksüelliklerini asla saklamadılar: Onüçüncü yüzyıl Kahire’sinden bir şair Beha Ed-din Zoheir’in metresi dışarı çıkan şairin arkasından "yine ay ve yıldızlar kadar güzel, genç ve istekli bir oğlan bulmaya gitti" diye yakınıyordu.

Bir Dominiken keşişi olan William of Adam Müslümanların şehvete düşkünlüklerinden dehşete kapılmıştı. William of Adam şöyle yazıyor: "Müslüman dininde hiçbir cinsel edim yasaklanmadığı gibi, bunlara bir de izin veriliyor ve övülüyor." William şöyle anlatıyor: "İnsan haysiyetini unutan bu Sarasenler, o kadar ileriye gidiyorlar ki, burada erkekler birbirleriyle, erkek ve kadınlar bizim toprağımızda nasıl beraber yaşıyorlarsa öyle yaşıyorlar. \"Yine, ilişkide pasif rolü üstlenen olgun erkek hor görülüyor ve bunu açıklama ihtiyacı hissediliyordu"

İskender'in, Prenslerin Aynası isimli eserinde, kız çocukları için şöyle yazar:

"Ona, okuma yazma öğretme, bu büyük bir felakettir. Büyür büyümez onu evlendirmek için elinden geleni yap; bir kız için en iyisi hiç varolmamış olmaktır, ancak bir kere doğduysa ya evlendirilmeli ya da toprağa gömülmelidir."

Haremlerin varlığı, kadınlar arasındaki ilişkileri, neredeyse erkek eşcinselliği kadar yaygın hale getirmişti. Lezbiyenlik İslam dünyasındaki erotik yazı ve resimlerde önemli bir yer tutar, ancak yine de hemen hemen tabu sayılan bir konu olmayı sürdürmüştür. Lezbiyenlerin aynı zamanda cadı oldukları fikri, Binbir Gece Masalları'nda yansıtılmıştır.

1253 yılında ölen arap alimi Ahmed İbn Yusuf Al Tayfashi'nin, "Nuzhat-al-Albab" yani "Kalplerin Zevki" konusunda arap yarım adasında yaptığı gözlemler, oğlancı-sübyancı şiirleri ve öyküleri bir araya getirmiştir. Örneğin Kitabının altıncı bölümünde eşcinsellerin ve erkek fahişelerin ayırıcı niteliklerini betimler. Onların kitaplar ve şarapla dolu, içinde kumruların ve şakıyan kuşların olduğu nefis evlerinden bahseder. Al Tayfashi eşcinselin birine gözlerini dikip uzun uzun bakmalarından tanınabileceklerini iddia eder. Bu uzun sabit bakışların ardından çoğu zaman göz kırpma gelir. Tipik eşcinselin ince kıllı bacakları vardır ve yürürken elleri ve bacakları salınır. Öykülerin çoğu daha sakalı çıkmamış oğlanların peşinden koşan olgun erkeklerle ilgilidir. Ancak Al Tayfashi kendileri gibi olgun erkekleri arayan erkeklerden de bahseder ve bu insanların soyulma ya da öldürülme tehlikesiyle karşı karşıya olmalarından ötürü ömürlerinin kısa olduğuna hükmeder. Bazı öyküler hemcins insanların birbirlerini baştan çıkarmalarında övgüyle sözeder. Bunlardan birçoğu oğlanlara ve şaraba düşkün bir şair olan Abu Nuwas hakkındadır. Abu Nuwas'la dalga geçilse de suçlanmamıştır. Diğer öyküler paedophile'yi aşağılık bir insan olarak tanıtır ve biseksüeller "hem incir hem de nar yemeyi seven", kötü şöhretli adamlar olarak anlatılabilecek insanlar diye betimlenir. Güzel bir oğlanın şehvet düşkünü erkeklerin hamlelerinden uzak tutulması gerektiği teması tüm kitap boyunca karşımıza çıkar. Al Tayfashi'nin kitabındaki öyküler, müslüman araplar tarafından eşcinselliğin büyük ölçüde onaylandığının saptamalarını ve arap yaşayışının gözlemlerini içermektedir.

Üstte bahsettiğim gibi, dübürden ilişkiye giren arapların eşcinsel gelenekleri ve Kuranın Tur suresi 24 ayeti ile İnsan suresi 19 ayetinde, Hurinin yanında ödül olarak araplara sunulmuş olan Gılman (Bıyığı terlememiş delikanlı) – Vildan (Göğsü yeni tomurcuklanmış kız çocuğu) konusunu ve bu gılman ile vildan'ın, islamcı sayfaların onlar oğlancılara ve süpyancılara verilecek olan ödüller değil, hizmetçilik yapan çocuklardır şeklindeki takiyesini, Nebe suresi 33 ayet ile çürütüp, "cennette nefsin çektiği her şey vardır" diye söz veren Şura suresi 22 ayet'inin yanına, "Cehenneme giderim diye günaha girme korkusu olmadan, Cennette her canının istediğini yapabileceklerini" garanti eden Enbiya suresi 102 ayeti koyarak, bunların hizmetçi değil, arap geleneğindeki, oğlancı ve süpyancı sapıklıklara verilen arapların cinsi arzusuna dayalı bir ödül olduğu ve araplardaki bu psikos*ksüel bozukları isevilik / musevilik / muhammedilik gibi aynı şeyin farklı tonu olan hastalıklı çöl dinleriyle dinleştirdikleri gözükmektedir.

Tarkan Özel - 11.09.2018
 
Üst