ULUTÜRK BAŞBUĞU ATATÜRK'ü Anlamak (?)

Şanıyla Yüce ULUTÜRK devleti neden hâlâ ayakta? Her şeye ve herkese rağmen neden hâlâ Türklüğün yıkılmaz bir
You must be registered for see images attach
kalesi olarak Alparslan'ın sonsuza dek Yüce Türk Milletine hediye ettiği bereketli Türk Yurdu'nda başımız dik olarak hayata tutunabiliyoruz? Çünkü bizim Atatürk'ümüz var! Hiç sönmeyen ışığımız, hiç bitmeyen enerji kaynağımız ve ne zaman dara düşsek yöntemleri ve çözümlerine sımsıkı sarılarak aydınlığa erdiğimiz bir başbuğumuz var.

Onun gibi yüksek Türk değerlerine sahip olmamız gerek. Sadece milli bayramlarımızda akıllara gelip, sonrasında gündelik işlerimize devam ederek Atatürk sadece bir veya birkaç gün akıllara gelmemeli. Atatürk'ü sadece o gün anmadan önce her gün anlamak ve onun gibi yılmadan Türklüğü yüksek medeniyet ufkunun da ötesine taşımamız gerekiyor. Türk gencinin her işi Atatürk gibi düşünmek ve onun gibi Türklük davasını yücelterek, kendisini ve milletini kurtarmaya çalışmak olmalı. Bu yüzden her işi Türk'e yakışır özen ve kalitede yapın. Amacınız dönemin gelişmiş ülkelerine yetişmek değil, o gelişmiş ülkeleri geride bırakmak olmalı. Her bir Türk genci, birer Atatürk olursa işte o zaman Atatürk'ü hakkıyla anmış oluruz. Öyle kuru kuruya bir gün değil, her gün Atatürk'ün anın, anlayın ve onun vasiyet ettiği gibi yüksek Türklüğü daha da yükseltmek için uğraşın.

Atatürk demek bilim demektir! Bunu artık anlamamız lazım. 21. yüzyılda Atatürk'ün sunduğu çözümlere değil o çözümlere nasıl vardığını öğrenmemiz gerekmektedir. Atatürk önce problemi tanımlıyordu. Atatürk diyordu ki: "Karşımızda şöyle problemler var, şunlar bize engel oluyor; bunları çözebilmemiz için elimizde hangi imkanlar vardır?" O kendisiyle tartışabiliyordu. Atatürk gerçekçiliğin timsalidir. Atatürk hiçbir zaman hayallere kapılmamıştır. Atatürk bir ideolog değildir. Atatürk her şeyden önce eldeki problemlere nasıl çözüm bulunabilir yaklaşımında bulunmuştur ki bu bilimsel bir yaklaşımdır. Problemi tanımlamıştır, bu problemi çözmek için varsayımlar ortaya atmıştır. Fakat bu varsayımlar yanlış çıktığı zaman derhal bu varsayımlardan vazgeçmeyi bilmiştir. İşte burası çok ama çok önemlidir. Sakarya Meydan savaşında iki tane cephe vardı karşılıklı. O zamanki ders kitapları diyordu ki: "İki tane ordu karşılıklı geldikleri zaman, eğer bir tane cephesi yarılırsa o ordu kendi uzunluğu nispetinde bir mesafe kadar geri çekilir." Atatürk diyor ki: "Buna lüzum yok. Bizim birliklerimiz bulundukları yerden atıldıkları zaman belli bir mesafe tekrar müdafaaya başlıyorlar. Öyleyse biz sathı müdafaa yapmayalım; hattı müdafa yapalım diyor. Dolayısıyla yeni bir hipotez ortaya atıyor. Ve bu sayede Sakarya Meydan Muhaberesi kazanılıyor. Şu dahiyane düşünce gücüne bakar mısınız? İşte Atatürk'ü Yüce ve Şanlı yapan budur! Onun akıl (bilim) metodunun harikulade gözlem yetisinin birleşimi ile çok zor, hatta imkansız şartlarda bile nasıl çözüm yollarıyla sıyrılıp durumu lehine çevirebildiğini anlamalıyız.

Benzer bir şekilde Büyük Taarruz'da yeni bir hipotez ortaya atıyor. Yine benzer şekilde harf devrimini yapıyor. Dil devrimini yapıyor ve tarih tezi ortaya atıyor. Bkz. . Fakat bakıyor ki dil devriminin aşırılıkları başlıyor. Hemen geri dönüyor. Bkz. Güneş Dil Teorisi. Ortaya attığı tarih tezinin dönemin en iyi tarihçileri yanlış olduğunu öne sürüyorlar ve o derhal terk ediyor. Dolayısıyla Atatürk doktrinel bir adam değildir. Mesela Yakup Kadri Karaosmanoğlu 1930'larda Atatürk'e geliyor ve diyor ki: "Paşa'm biz CHP'nin programını hazırlıyoruz ama bu partinin bir doktrini yok." Atatürk ise o meşhur gülüşünü yapıyor ve diyor ki: "Çocuğum, eğer partiyi bir doktrin ile kurarsak hareketi dondururuz. Biz hareketi dondurmak istemiyoruz". Yani bu sözün meali şudur ki: "Önümüze çıkacak engelleri ve problemleri bilmiyoruz ki, o problemler çıktığı zaman biz buna bakalım." Dolayısıyla Atatürk tamamen bilimsel bir yöntemden hareketle sorunlarını çözmeye çalışıyor. Atatürk'ün o dönemki sorunları artık bizim sorunlarımız değil. O zaten büyük bir çoğunluğunu ömrü yettiği kadarıyla ziyadesi ile çözdü. Türklüğün üzerine yüklediği görevini layıkıyla yaptı ve sancağı bizlere devretti. Bizim artık 21. yüzyıl sorunlarını Atatürk aklıyla bilimin izinden giderek çözmemiz gerekiyor. Lamı cimi yok artık bu meselenin. Kendimizi kandırmayalım. İdealara, doktrinlere saplanmadan kafamızı kullanacağız. Bu kadar basit işte Atatürk'ü anlamak. Her yıl 10 Kasım günü çok büyük hüzün ile onu anıyoruz. Ama bu adam da hepimiz gibi fani idi. Yani maalesef erken aramızdan ayrılmış keşke bir 20 sene daha yaşasaymış. Ama hayat keşkelerle yaşanamayacak kadar kısa ve değerli. Ne diyor Başbuğ Atatürk: "Benim naçiz vücudum, bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti, ilelebet payidar kalacaktır." Bu bir tesellidir aslında. Ben Türkiye Cumhuriyeti devletinin sonsuza kadar ayakta kalmasını istiyorum diyor Atatürk. Bunu temin etmenin yolu karşımıza çıkan problemleri akılcı bir metotla çözmektir.

Şimdi dünyaya bakılınca çok kötü bir konjonktüre gittiği apaçık ortada. Bizim medeni dediğimiz (!) yani insan medeniyetinin teknik manada önemli kısımlarını yaratmış olan batı dünyası büyük bir açmazın içerisinde. Doğu dünyası daha da beter. Peki, biz ne yapacağız? Batıyı mı takip edeceğiz yoksa doğuyu mu? HAYIR! Bizim ihtiyacımız olan tek şey kendi aklımız. Hiçbir şeye ve hiç kimseye ihtiyacımız yok. Bizim içimizdeki ve dışımızdaki sorunları gözden geçirip ona uygun bilimsel yollarla çözüm aramamız gerek. Sonuç olarak biz bir milletler topluluğunun parçasıyız. Ve bu topluluğunda bizim üzerimize yüklemiş olduğu sorunlar var. Bir yanda da bunlarla başa çıkmak zorundayız. Bunu yapabilmek için ne yapacağız peki? Her şeyden ama her şeyden önce "adam gibi bir eğitim" yapacağız. Yani bu bilim tamamen bilimsel temellere oturtulmuş dogmatik kuralları bir kenara koyarak vicdanı hür nesilleri yetiştirmekten geçiyor. Gençlerimize ümit vereceğiz. Gençlere sen her şeyi yaparsın, senin donanımın bunu gerektiriyor'u aşılamalıyız. İşte bu yüzden Atatürk en yakın arkadaşlarının dahi o zamanlarda karşı çıktığı devrimleri gerçekleştirdi. Yapmak zorundaydı. Başka çaresi yoktu. Bu necip ve garip Türk Milleti'ni küllerinden yeniden doğurmak için bunları yaptı. Bilimi kurumların ve okulların temeline koydu. Yüce Türk Halkı'nı tamamen bilimsel metotlarla eğitti.

Eğer işiniz yazılımsa en iyisini yazın, eğer işiniz endüstriyel bir ürün üretmek ise en iyisini üretin, eğer işiniz sokak süpürmek ise, orayı en temiz şekilde süpürün. Yaptığınız işi görenler buraya işini en iyi şekilde yapmaya çalışan bir Türkçü'nün eli değdiğini bir bakışta görsün. Bu yüzden Atatürk gibi bir işte elinden geleninde iyisini yapmaya, sınırlarınızı zorlamaya gayret edin. Uykuyla geçen fazladan bir saati kayıp olarak görüp, zamanınızı en iyi şekilde değerlendirin ve üretim odaklı düşünün. Çünkü Başbuğ Atatürk'ün de dediği gibi eğitim üretim içindir. Üretim odaklı düşünüp bir şeyler üretmezsek, üreten ülkelere muhtaç oluruz. Bunun olmaması için önce kendinize ben ne işte başarılıyım, ne yapabilirim diye sorun. Hangi işi en iyi şekilde yapabilecekseniz o işte en iyisi olmaya çalışın. Sorunları çözme odaklı düşünün. Bizler de eğer Atatürk'ü anmaya layık olmak istiyorsak, onun gösterdiği hedefe yorulsak ta yılmadan ilerlemeli, önce kendimizi sonra çevremizi ve milletimizi yukarı çıkartmalıyız. Bunun için gökten indiği sanılan kitaplara değil bilime kafamızı vermeli ve üretim odaklı düşünerek her işte en iyisini üretmeliyiz. Her Türk hayatı boyunca yalnızca tek bir şey üretse bile mükemmeldir. Bu yüzyılda 80 milyon bilimsel ürün demektir. Nasıl etkiler yaratacağını bir düşünün. 80 milyon insandan sadece 400 bilim adamı çıkabilmiş. Bunların 370 tanesi ise yabancı ülkelerde yaşayıp, yabancı ülkelere hizmet ediyor. Türk milletinin bekası bu sayıyı arttırmaya bağlıdır ancak bu sayede yüksek Türk'ü medeniyet ufkunda en yükseğe çıkartabiliriz. Bu yolda çalışırken elbette ki yorulacağız ama yılmayacağız. ULUTÜRK BAŞBUĞU ATATÜRK ve diğer silah arkadaşlarının, aziz Türk şehitlerinin kutsal emanetini gelecek Türk nesline, bulduğumuzdan da iyi şekilde teslim edersek işte o zaman her Türk birer Atatürk olmuş olur. Bunun için Başbuğ Atatürk'ün şu an ve gelecek Türk gencine verdiği şu emri her zaman hatırlayın;

Beni olağanüstü bir kişi olarak yorumlamayınız. Doğuşumdaki tek olağanüstülük Türk olarak dünyaya gelmemdir. Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni özelliği ve büyük medeni kabiliyeti bundan sonraki gelişmesi ile geleceğin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır. Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır. Benim Türk Milleti'ne, Türk Cumhuriyeti'ne ve Türklüğün istikbaline ait görevlerim bitmemiştir. Sizler, onları tamamlayacaksınız. Siz de sizden sonrakilere benim sözümü tekrar ediniz. Büyük devletler kuran ecdadımız, büyük ve şumüllü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur. Yorulmadan beni takip edeceğinizi söylüyorsunuz. Benim sizden istediğim şey, yorulmamak değil, yorulduğunuz zaman da, durmadan yürümek, yorulduğunuz dakikada da dinlenmeden beni takip etmektir. Her Türk ferdinin son nefesi, Türk Milletinin nefesinin sönmeyeceğini, onun ebedi olduğunu göstermelidir. Yüksek Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur.
You must be registered for see images attach

Günümüzde yükselen Atatürk sevgisinin temel nedeni aslında Atatürk'ü anlamaktan geçiyor. Onun bize bıraktığı en önemli miras akıldır. Biz ne batıyı taklit edeceğiz, ne doğuyu. Yüce Ulu Türk Milleti artık bunları gerçekten anlamaya başladı. Atatürk'ün bize bıraktığı milli bayramlarda coşmak gurur duymak elbette çok güzel duygulardır. Daha da coşkulu kutlayalım. Ancak bize sadece bu yetmez. Bize bilim şart, bize sanayi şart, bize akılcıl uluslararası ilişkiler şart, bize çok kaliteli eğitimler veren üniversiteler şart.​
 
Son düzenleme:
Üst